Süzülen sultan kayıklarına
O eşsiz, büyüleyici ihtişama
Ah, eski İstanbul
Şimdi burada Olsa
-İlker Çağlayan-
Istanbul aslında bir su Şehri: İstanbul asırlar önce Ceneviz, Bizans, Osmanlı kültürlerine, kucak açmış. O zamanlar İstanbul'da yaşayanlar, jeografik nedenlerden dolayı su üstü taşıtları gelistirmek durumundaydı. Venedik'te olduğu gibi İstanbul'un şehir yerleşimi deniz yollarının kullanımını destekliyordu.
Bir zamanlar İskele Kethüdası'nın denetiminde çalışan kayıkçılar varmış ve Haliç'in iki yakası arasında fesli, şemsiyeli yolcularını kürek çekerek Galata'dan Eminönü'ne, Hasköy'den Balat'a günboyu taşırlarmış. Öyle ki 19.yy sonlarına kadar bu kayıkçı sayısının 10,000 adet olduğu söylenilir.
Ulaşımın yanısıra, kayık sefaları Osmanlı eğlencelerinin en keyifli, en güzeli olarak anılır. Hatta, kayık sefaları nice Osmanlı sanatçısına ilham olmuştur ve şarkılara, şiirlere sebep olmuştur.
Sultan Kayığı: Osmanlı döneminde kayıklar kullanıldığı yerlere ve kullanan kişilere göre adlandırılırdı. Kayıklar arasında bir hiyerarşi vardı. Padişahı taşıyan kayık ise bu hiyerarşi içinde en önde yer alırdı.
Padişahın kayığını sadece; kendisi, annesi, kadınları ve çocukları kullanabilirdi. Bu kayık, dönemin saltanatını, devletin kudretini ve gücünü simgeleyecek kadar görkemlidir.
Bir Fransız kontu bu kayığın suları kılıç gibi aştığını büyüleyici güzellikte olduğunu yazmış; "o işçilik o ihtişam diye tarif etmiş altın varaklı ahşapları". Kayığın baş tarafındaki imparatorluğun simgesi olan kuşun som altından yapıldığını, kayıktaki köşkün adeta padişahın tahtı olduğunu ve tavanına, mücevherler yerleştirildiğini yazmış.
Her hafta, Sultan sefaya çıkmadan önce limandaki silahlı gemilerden, Kız Kulesi'nden ve kıyıdan top atılırmış ve saltanat kayığına yol açmak üzere bir sürü saraylı kayık yola çıkarmış. Bu topların sesini duyan ve kayık alayını gören Osmanlı halkı Sultan'ı selamlamak üzere hazır beklermiş.
Kayıkların sonu: Abdülhamid, Dolmabahçe Sarayındaki tahta çıkma törenine bir Saltanat Kayığı ile gelmiş. Ancak, iki tahttan indirme olayından sonra tepelerdeki Yıldız Sarayına yerleşmiş ve 33 yıllık saltanatı boyunca görkemli teknelerin hepsi Dolmabahçe Sarayı kayıkhanesinde çürümeye terk edilmiş.
Mehmet V Reşat (1909-1918) tahta çıkınca, Saltanat Kayığı geleneğini canlandırmaya çalışmış. Ancak, Imparatorluğun çöküşüyle, buharlı vapurların ve arabaların imalatıyla beraber yerleşim merkezleri tepelere doğru kaymaya başlamış ve kayıklar şehrin unutulan bir parçası olmuş.
Taki 2002 senesine kadar saltanat kayığı İstanbul'un sularını görememiştir.
|